Duyurular

Ankara Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 43,4142   43,4924
EURO 51,2353   51,3276
Özlü Sözler
Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez. (Montaigne)
Son Ziyaretçi Yorumları
Ömer Tonğ
Başta Süleyman Akgüç beyefendi olmak üzere emeği geçen herkese kalbi teşekkürler

ZEKAİ SERİNKER
Merhabalar... Faaliyetlerinizi ve sizden haberleri bugüne kadar sosyal medyadan takip ediyorduk. Gelecekte ki doğal üyeniz olarak, tüm emeklilerimize sağlık ve afiyet diliyorum. Selamlar...

HASAN KALE
Emeği geçenlere teşekkürler. Başlangıç için iyidir. Daha iyi olacacağına inanıyorum. Umarım dernek binasına da kavuşuruz.


Tüm ziyaretçi yorumları için tıklayınız.
Reklam
MUAMMER TUKSAVUL

 

 

 

 

 

 

 

Değerli Dostlar; 


Şeker Sanayi tarihine ışık tutmaya çalıştığım önceki 6 yazımda, duayen isimler NURİ ŞEKER ve KAZIM TAŞKENT, DİMİTRİ EFENDİ , MÖSYÖ MİCHEL, NESİP KARAÇAY, EMİN ZEKİ Bey’i küçük anı parçacıkları ile bugüne taşımaya çalıştım.


Bu kez bir diğer duayen isim, MUAMMER TUKSAVUL bizi geçmişe ve İkinci Dünya Savaşı yıllarına götürecek.
Keyifle...


***

 

MUAMMER TUKSAVUL -1.Bölüm


ATATÜRK : “YAPIN ÇOCUKLAR”

 


1840 yılında, Arnavutköy’lü Dimitri Efendi’ye Hükümet mazbatası ile tanınan 10 yıllık Şeker fabrikası kurma ve pancar tohumu ithal izni imtiyazı ile başlayıp; Davutoğlu Karabet Efendi, Fenerler İdaresi Müdürü Mösyö Michel ile devam eden şeker fabrikası kurma girişimleri sonuçsuz kalmıştır.


Cumhuriyet kuruluşu ve 1923 İzmir İktisat Kongresi kararları ile 1926 sonunda Uşak ve Alpullu Şeker Fabrikaları hayat bulup üretime başlar ve yurt içi şeker ihtiyacının yarısını karşılarlar. 

 

Duayen Nuri Şeker  ve Kazım Taşkent beyefendiler de, Şeker Sanayi tarih kayıtlarında yerlerini alırlar.  
1932 yılına gelindiğinde, Kazım Taşkent beyefendiye bu kez de İş Bankası tarafından Eskişehir Şeker fabrikası kuruluşu görevi verilir. O da, İstanbul Sanayi Müdürlüğü döneminden tanıdığı genç mühendis arkadaşına telgrafla haber gönderip birlikte çalışmayı önerir. 


Genç Muammer, hemen Yağ fabrikalarındaki çalışmalarını bırakıp, karlı bir günde  Eskişehir’e gelir. 


Tek bir şartı vardır.


İşinin teknik olmasını, yani işletmede çalışmayı; montaj ve ilk kampanya bitimiyle de ayrılmakta serbest olmayı talep eder.


Düşüncesi; ücreti daha az olsa bile, böyle büyük bir projede çalışmak, deneyim ve daha geniş bir çevrede yer almak ve ardından serbest mühendis olarak çalışıp, ülkesine yararlı işler yapabilmektir.


Aynı gün el sıkışıp anlaşırlar ve 1933 şubat başında Eskişehir macerası başlar.  


Kazım Taşkent ve Muammer Tuksavul projeyi başarıyla tamamlarlar. 


Eskişehir Şeker fabrikasının bir yılda yetiştirilip işletmeye açılması üzerine Atatürk’ün talimatıyla daha doğuda bir şeker fabrikası daha kurulması için bu kez Turhal’da karar kılınır. 


Çünkü Eskişehir ve Turhal fabrikaları ile, genç Cumhuriyet şeker konusunda kendi kendine yeter duruma gelmiş olacaktır. Öyle de olur.


Ancak, kendi ifadesiyle evdeki hesabı çarşıya uymaz ve ilk kampanya bitimiyle ayrılamaz Muammer bey, çünkü kendisine Turhal Şeker fabrikası montajı görevi verilir.

 

“YAPIN ÇOCUKLAR ! “


Bundan sonrasını Muammer Tuksavul beyefendinin kendi sözlerinden dinleyelim...
“1934 Ocak ayında kar kıyamet içinde Turhal’a gelip şantiye binasında tahta barakalara yerleştim. Şubat başında kar küreyerek temel kazılarına başladık. Yedi ay sonra Eylül’de koca Turhal Fabrikası her yönü ile tamamlanmış olarak deneme işletmesine başladı. Ekim ortasında da açılış merasimi yapıldı.


Turhal’da fabrikanın çok kısa bir zaman içinde kurulabilmiş olmasından başka, bir de aynı montaj yılı içinde 57.000 ton pancarın da hiç bir arızaya uğramadan işlenerek kristal ve küp şeker üretilebilmiş olması, ayrı bir rekor beceri olmuştur.”


Başlangıçta Turhal’ın iki en yaşlı köylüsünün bahçelerini parasız vermeleri ile ilk kıvılcım atılmış ve bu tüm köye örnek olmuştur. Böylece; yaklaşık 2500 dekarlık fabrika sahası, tek istimlak yapılmadan Turhallıların gönül rızasıyla uygun değer karşılığı satın alınarak 1935 yılında tapu kaydı süreci tamamlanmış ve bu sayede inşaat süreci de hızla başlatılabilmiştir. 


Muammer bey ile bu iki ak sakallı köylünün birlikte olduğu fotoğraf, (burada kullanamasak da) Turhal Şeker tarihinin en güzel hatıra belgelerinin başında gelir.


Tüm makine teçhizatın Eskişehir’in aynısı olması, Alman makine sevkiyatının zamanında yapılması ve inşaat ekibinin  Eskişehir’den tecrübeli olmaları avantajlar gibi görünmektedir. 


Ancak; Turhal’ın uzaklığı, bölgenin geri kalmışlığı, işçi ve eleman sıkıntısı yanında, binlerce ton malzemenin İstanbul’a, oradan yaz aylarında Samsun’a ve sadece demiryolu ile Turhal’a taşınabilmesi göz önüne alındığında, hele o günün şartlarında öngörülen sürede tamamlanabileceğine, başlangıçta Almanlar dahil hiç kimse inanmamıştı.


Kendi kalemiyle;


“En önemli avantajımız ise, girişimin o emsalsiz, ateşli Atatürk dönemine rastlaması idi. “Yapın Çocuklar!” emri çıkmıştı; ve “Atatürk Çağının Çocukları”, bir ideal cezbesi içinde çalışıyor ve yapıyorlardı...”

 

***

 

Eskişehir ve Turhal fabrikalarının oluşturduğu Anadolu Şeker Şirketi, daha önce kurulmuş olan Uşak ve Alpullu Şeker Şirketleriyle birleştirilip “Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş” adıyla tek çatıda toplanırlar ve Kazım Taşkent Genel Müdür olarak görev alır. İdare merkezi başta Eskişehir olur ancak ısrarlar karşısında 1939 yılında Ankara’ya alınır.
1936 yılında Turhal ikinci kampanyası sonrasında Eskişehir’e dönen Muammer bey de, sonunda Ankara’ya taşınmak zorunda kalır.

 

 

ATATÜRK'ÜN ÖLÜMÜ

 

Eskişehir günlerinden acı bir hatırası ile bu bölümü sonlandıralım. Yine kendi kaleminden aktararak...

 

“Eskişehir'de geçen yaşamımın en acıklı anısı Atamızın 10 Kasım 1938'de vefatı ile cenazesinin Ankara'ya nakli sırasında Eskişehir' den geçişidir.

 

O talihsiz gece fabrikanın hat boyu hududuna Hava Kuvvetleri sahasına kadar, belli aralıklarla, yüzlerce işçi memur arkadaşım, ellerinde meşalelerle dizilmişlerdi. Yüzlerce, binlerce çevre köylüsü yaya, ya da atlı olarak demiryolunun karşı taraflarına sıralanmışlardı.

 

Gecenin geç saatlerinde trenin katafalkı taşıyan vagonu, içi aydınlatılmış, Türk bayrağına sarılı tabut başında nöbet tutmuş subaylar olduğu halde, ağır ağır önümüzden geçerken, gözlerinden yaş dökülmeyen, ağlamayan kalmamıştı... Atamıza son yolculuğunda selâm durup, ona son görevimizi yapıyorduk. Birçok işçinin ve köylünün keder ve heyecandan bayılıp yerlere düştüklerini görmüştüm.

 

Benimle birlikte yanımda bulunan eşim de baygınlık geçirmiş, evimize güç halle dönebilmiştik. Yaşamımda unutamayacağım o gecede ikimiz de anlatılmaz acı içinde uykusuz sabahlamıştık.

 

Atatürk’ süz kaldığımıza bir türlü inanamıyorduk. Bundan sonra, onsuz nasıl edecektik?.. Gelecek kuşaklar onun kutsal emanetlerini koruyabilecekler miydi?”


Değerli büyüğümüz Muammer Tuksavul beyin,  ayak sesleri duyulan İkinci Dünya Savaşı günlerine ilişkin aktardıklarını, sonraki yazımda sizlerle paylaşabilmek dileğiyle...

 

Saygılarımla,
Mayıs.2024

 

Kaynakça:
Doğudan Batıya ve Sonrası-Muammer Tuksavul

 

 



Süleyman AKGÜÇ

Okunma Sayısı: 48



216.73.216.114








  Süleyman Akgüç

Değerli okurlar amatör yazılarımıza eleştiri, beğeni tüm yorumlarınızla katkıda bulunmanızı ısrarla bekleriz. Bizlere yol ve ufuk açmak için zaman ayırdığınız için teşekkürlerimle...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

 

© Copyright 2024  V4.4 Tüm Hakları Saklıdır.

Hazır Dernek Sitesi



Top